Birkaç ay içerisinde tüm dünyayı etkisi altına alan ve yüzbinlerce insanın ölümüne yol açan COVİD-19 virüsünün, bugüne kadar insandan insana bulaştığı ifade edildi.
Ülkeler bununla ilgili önlemleri hızla alırken bir yandan da aşı ve ilaç çalışmalarına hız verildi.
Ancak bir konu hep gözden kaçtı kanaatindeyim.
Virüsün genetik özellikleri tam bilinmemekle beraber hangi şartlarda daha uzun süre yaşadığı, insan dışında başka hangi araçlarla bulaştığı konusu netlik kazanmadı.
Bu nedenle su ve çevrenin salgınla ilişkisinin olup olmadığı konusunu anlayabilmek için Çevre Mühendisi Cem ARÜV ile bir sohbet yaptık.
Ve gördük ki içme ve atık su virüsün yaygınlaşmasına neden olabilir…
- Sayın Cem Arüv, korona virüs pandemisinin ülkemizde ve dünyada halk sağlığı açısından yarattığı olumsuz etki malumunuz. Karşılaşılan vaka sayısı ve ölüm sayısı değerlendirildiğinde bu virüsün yayılma hızının çok yüksek olduğunu görüyoruz. Çevre mühendisliği mesleği açısından bu yüksek yayılma hızına etki eden faktörlerden biri olan atık suların yayılma hızına olan etkisiyle ilgili görüşleriniz nelerdir?
Mehmet Bey, COVİD-19 pandemisi ile ilgili olarak dünya su-çevre federasyonu (WEF) tarafından bulaşmanın fekal-oral yoldan gerçekleşebileceği ifade edilmiştir. Nitekim enfekte hastaların enfeksiyonun erken evrelerinde ishal yaşadıklarının tespit edilmesiyle hasta dışkısında yapılan analizlerinde COVID-19 tespit edilmiştir. Yine Hollanda Ulusal Halk Sağlığı ve Çevre Enstitüsü araştırmasına göre atık sularda COVID-19 tespit edilmiştir. Eş zamanlı olarak Fransa’nın Paris şehrinin atık su otoritesi ‘Eau de Paris’ in yapmış olduğu çalışmalarda COVID-19 a neden olan virüs ailesinin izleri atık sularda tespit edilmiştir.
- Peki, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu görüşleri paylaşıyor mu?
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu görüşü paylaşmıyor. Konuyla ilgili yayınladığı 8.4.2020 tarih ve 2020/13 genelgesinde özetle; virüsün atık su arıtma tesislerinden veya atık sudan bulaştığına dair bir delil bulunmadığı, atık sudaki virüsle mücadele kapsamında virüsün atık sudaki varlığı ve etkileri hakkında çeşitli bilimsel çalışmaların yürütüldüğü, bu konuda henüz bir tespit ve gelişme sağlanamadığı ifade edilmektedir. Ve devamında dezenfeksiyon uygulamaları bakımından covıd-19’a özgü yeni bir işleme gerek olmadığı kesin bir dille belirtilmektedir. Yani Bakanlık, Dünya Su-Çevre Federasyonu, Fransa ve Hollanda da yapılan bu yöndeki çalışmaların tersine; COVİD-19 UN sudan ve atık sudan geçtiğine dair bilimsel çalışmalar devam ediyor, tespit ve gelişme yok ama covid -19 a özgü işleme de gerek yok diyor.
- Anlatımlarınızdan su ve atıksudan korona bulaşabilir anlamını çıkarabilir miyiz?
Evet, yapılan bilimsel çalışmalar bunu doğrulamıştır. Fransa ve Hollanda da yapılan bilimsel çalışmalardan bu sonucu çıkarmak mümkündür.
- Ancak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu yönde bir çalışmanın yapılmasını gerekli görmüyor mu?
Evet ama aynı Genelgede bu çerçevede atık su arıtma tesisinde arıtıldıktan sonra bitki ve yeşil alan sulamasında kullanılan arıtılmış sulara dezenfeksiyon uygulanması, atık su arıtma tesislerinden arıtılmış su deşarj edilen akarsularda rafting, yüzme, tahıl yıkama vb. faaliyetlere izin verilmemesi ve ya izin verilmesi durumunda tesis çıkışında dezenfeksiyon uygulanması ve atık su arıtma tesislerinde çalışan personelin sağlığının korunması için iş sağlığı ve güvenliği dokümanlarında belirtilen patojenlere karşı da koruma sağlayan önlemlerin titizlikle uygulanması gerektiği de ifade edilmektedir.
- Anladığım kadarı ile atıksuda ciddi bir tehlike söz konusu sanırım.
Mehmet Bey, bilindiği üzere ülkemizde ve şehrimizdeki yerleşim birimlerinde altyapı sistemleriyle (kanalizasyon) atık su toplanmaktadır. Bu sebeple başta büyük şehirler olmak üzere tüm il, ilçe, beldelerimizde atık sular üzerinde analiz yapılarak covıd-19 araştırması yapılmalı ve salgın süresince izlemeye alınmalıdır. Bunu şu sebeple üzülerek ifade ediyorum. Ülkemizdeki bazı yerleşim birimlerinin hala atık su arıtma tesisi yoktur. Var olanların bir kısmı ön arıtma yani fiziksel arıtma sonrasında biyolojik arıtma yapılmadan alıcı ortama deşarj edilmektedir. Alıcı ortamdan kastımız dere, göl, deniz ve zemine sızdırmadır. Bilinen temel mikrobiyolojik bilgilere aykırı davranış gösteren bu virüsün atık su içerisindeki davranışının belirlenmesi, verildiği alıcı ortamda ve etki alanındaki yerleşim birimlerinde oluşabilecek vaka sayısının azaltılarak önlenmesi açısından son derece önemlidir. Zira bu virüsün insan dışkısında 30 gün süreyle yaşayabildiği yapılan çalışmalarla tespit edilmiştir.
- Atıksudaki tehlikeye dikkat çektiniz. Peki ya içme suyu açısından durum nasıl?
Diğer taraftan, alıcı ortamların önemli bir kısmı bilindiği üzere içme ve su kaynaklarımızı oluşturmaktadırlar. Bu sebeple risk büyüktür. Ülkemizde 600 ün üzerinde merkezi atık su arıtma tesisi bulunmaktadır. Bu tesislerin neredeyse tamamında kimyasal dezenfeksiyon ünitesi bulunmaktadır. Yapılan dezenfeksiyon işlemi neticesinde verimlilik ortalama %98 civarındadır. Bununla birlikte, bilindiği üzere virüs yaşayan hücre üzerinde var olmaya çalışmaktadır. Yapılan dezenfeksiyon işleminin sağlıklı olmaması durumunda virüsün alıcı ortama geçişi muhakkaktır. Diğer taraftan bilindiği üzere ilimizde ve ülkemizde kullanılan çok sayıda fosseptik, hela çukuru, kontrolsüz atık su deşarjının yapıldığı noktalar mevcuttur. Bu noktalar covıd-19 un temel kaynağı olma riskini taşımaktadır. Buralarda toplanan sular zemine sızmakta ve yeraltı sularına ulaşmaktadır. Dolayısıyla yeraltı sularını önemli ölçüde içme ve kullanma suyu olarak kullanan şehirlerimizde bu kaynakların covıd-19 riskiyle karşı karşıya olduğu aşikardır. Özellikle ilimizde merkezi altyapı sisteminden faydalanmayan yerleşim birimlerinde var olan fosseptik hela çukuru gibi atık su bertaraf ünitelerinin sık olarak klorlanmasında zaruret vardır.
- Bir de tarımsal sulama durumu var. Orada da aynı tehlikeden söz edebilir miyiz?
Elbette aynı tehdit orada da var. Alıcı ortama verilen arıtılmış atıksusu içerisinde covıd-19 genomlarının yer alması halinde alıcı ortamdaki suyu tarımsal sulamada kullanan tarımsal işletmeler ve tarım işçileri öncelikle kendi sağlıkları, akabinde ürettikleri tarım ürününe su yoluyla covıd-19 bulaşması sebebiyle vaka artışına sebep olabilirler. Yapılan çalışmalarda covıd-19 un bitki hücresine geçmediği bununla birlikte bulaşa sebep olduğu Hollanda tarım otoriteleri tarafından gösterilmiştir. Örnek vermek gerekirse çilekte covıd-19 genomlarına rastlanmazken marul bitkisinde covıd-19 a rastlanmıştır. Marulda covıd-19 a rastlanmasının sebebi direkt toprakla temas etmesi ve iç içe geçen yapraklardan oluşması sebebiyle yapraklar arasına giren toprak gibi covıd-19 taşıyan mineraller olduğu düşünülmektedir. Toprakla direk teması olan ıspanaki kereviz, enginar ve lahana gibi ürünler potansiyel olabilir. Özetle altyapı sistemleriyle toplanan ve arıtma tesislerinde arıtıldıktan sonra deşarj edilen arıtılmış suların dezenfeksiyonu ve fosseptik, hela çukuru ilkel bertaraf sistemlerinin düzenli dezenfeksiyonu ile kaçak/kontrolsüz deşarj yapan kurum kuruluş ve işletmelerin tespit ve sıkı denetimi sudan kaynaklanan covıd-19 bulaşını ve dolayısıyla vaka artışını azaltmada son derece önemlidir.
- Bilindiği gibi ilimizde arıtılan atıksu derin deşarj yoluyla Antalya Körfezine boşaltılmaktadır. Yaklaşan yaz ayları sebebiyle gerek ilimize gerekse diğer tatil yörelerine gelecek olan yerli ve yabancı turistlerin gönül rahatlığıyla sahillerimizi ve denizlerimizi kullanıp kullanmama konusundaki görüşünüzü alabilir miyiz?
Antalya ve sahilli olan tüm kentlerimizde kanalizasyon sistemindeki atık sular her gün düzenli olarak test edilmeli covıd-19 miktarı belirlenmelidir. Bu durum toplu halde yaşanan otel gibi mekânların kanalizasyona bağlantı noktalarından alınacak numunelerde yapılacak olan analizlerle de tespit edilebilir. Kontrolsüz deşarjın önlenmesiyle birlikte atık sular bu şartlarla alıcı ortama deşarj edilmeleri durumunda denizlerimizi güvenli olarak kullanabiliriz.
- Yani Antalya’da denize girilmesinde bir tehlike söz konusu değildir, diyebilir misiniz?
Antalya güvenlidir ama yine de dikkatli olunmasında fayda var. Her ne kadar bilimsel olarak gösterilmese de hava sıcaklığının, su sıcaklığının artması, su yüzeyinin güneşlenme süresinin uzaması virüsün yayılma hızını bir miktar azaltacağı düşünülse de gerek sahilleri gerek denizi kullanırken öncelikle güneşlenilen mekânın sterilizasyonu önem kazanmaktadır. Bu noktada vatandaşlarımız işini şansa bırakmamalı kendi alan sterilizasyonunu dezenfektanlarla sağlamalıdır. Denizin kullanımında ise öncelikle belirtmek isteriz ki tuzlu suyun virüs üzerinde etkili olacağı kanısı doğru değildir. Bu sebeple deniz kullanıldıktan sonra her ihtimale karşı Tatlısu ile hızlı bir duş bu esnada geniz temizliğinin yapılması ve çok iyi kurulanarak en az 20 dakika güneş altında dinlenilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. Deniz kullanımları güneşin dik açılı gelmesi hasebiyle tercihen saat 11 ile 14 arasında yapılmalıdır.
- Turizm Bakanlığı tarafından yaz aylarıyla birlikte turistik tesislerin belirli koşulların sağlanmasıyla açılacağı belirtildi. Bu salgın açısından bir risk oluşturmaz mı?
Covıd-19 ile ilgili alınan önlemlerin hafifletilmesiyle birlikte Turizm Bakanlığı tarafından turizm faaliyetlerinin belirli şartlar altında başlayacağı belirtilmiştir. Antalya bilindiği üzere deniz kum güneş turizmi üzerine turizm sektörünü inşa etmiştir. Turistik tesislerin şebekelerden aldıkları kontrollü suları ve/ve ya bahçelerine açtıkları bahçe sulama amaçlı kuyu sularını, su depolarını düzenli olarak numune aldırarak salgın hastalık riski taşımadıklarını tespit ettirmeleri zorunlu hale getirilmelidir. Merkezi altyapı sistemine bağlı olmayan turistik işletmelerde atık su arıtma tesislerinin çıkışlarında yapılan dezenfeksiyon işlemi UV-C sistemleriyle güçlendirilmeli ve bu şekilde deşarj edilmelidir. Merkezi arıtma tesisine sahip olan ve denize deşarj yapan arıtma tesislerinde uv-c tesisleri zaman geçirmeden kurulmalıdır. Bu önerilerimin sebebi denizde covıd-19 un yaşadığına ilişkin henüz herhangi bir çalışmaya rastlamadığım içindir. Ancak denizden alınan numunelerde organik madde ve askıda katı maddeye rastlandığı taktirde virüs için çok iyi bir koruyucu olacağı bilinmelidir. Bu sebeple temiz deniz geçimini turizmden sağlayanlar için mutlak kabul edilmeli. Önerilen tedbirlerin alınması hususunda imtina edilmemelidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: